top of page

ÖMÜR BOYU ÖĞRENME

Sonunda istediğim olmuştu, ne sevindim bilemezsiniz.

Yıllarca kanalizasyonda debelendikten sonra ilk kez hayatımı toparlamış, şaşılacak bir hızda değişmiştim.

Göğsümü gere gere artık her şey bitti diyordum.

Dürtüler de bir süredir görünürde yoktular.

Lakin son haftalarda yeniden su yüzüne çıkar oldular.

Neler oluyor? Gittiğim yol tıkanıyor mu?

Eski halime mi dönüyorum?

Korkulu bir bekleyiş içerisindeyim (Korku korkulan şeyi getirir, derler.)

Kendimi ağır bir hastalıktan yeni kalkmış gibi hissediyorum.

Hangi birimizin böyle bir durumda morali bozulmaz ki.

Şimdilik arzularımı geçit vermiyorum ama zaman zaman zorlandığımı fark ediyorum.

Dürtülerin tekrar görünür olması mücadelemde başarısız olduğumu, yine çuvalladığımı göstermiyor mu?

Asla göstermiyor.


Kaygı, endişe, huzursuzluk, gerginlik, korku ve panik benzeri duyguların dümen suyuna girmek bizim adımıza yangına körükle gitmeye eşdeğerdir.


Tüm bu duyguların karmaşası içerisinde, öğrendiğimiz, hatta uzmanlaştığımız dürtü kontrol tekniklerini dahi uygulayamaz duruma düşebiliriz.


Dürtülerimizin sıklığı ve şiddeti kendimizden şüphe etme halinden beslenir.


Düştüğümüz döngüde duygusal dengemiz öylesine bozulabilir ki kısa süreliğine de olsa denge kazanmak uğruna alışkanlığımıza geri dönme ihtiyacı hissedebiliriz.

Yıkıcı davranışlarımıza yönelik dürtülerin bir zamanlar olduğu gibi sıklıkla kendilerini hatırlatması bize bir fırsat sunuyor ve öncelikle bir şeye işaret ediyor.


Taşlar yerine oturmuyor, hayatımızı yönetme bağlamında eksikliklerimiz bulunuyor.


Değerlerimizi yeterince güçlendiremiyoruz.


Ekseriyetle negatif bir duygu durum haline sahibiz. Gerçek olan "Şimdi'de" değil adeta bir illüzyon olan geleceğin beklentilerinde ve geçmişim kabuslarında yaşıyoruz.


Bunlar yetmezmiş gibi bir de bazı yanlışlarda körü körüne ısrarcıyız belki.


Öyleyse yaşamımızı, günlük pratiklerimizi gözden geçirmek durumundayız.

Dengemizi neler bozuyor? Niçin dağılıyoruz?

İçimizi kemiren kurdun kaynağı, bizi bu kadar huzursuz eden ne?

Nasıl, ne yaparak toparlanabiliriz?

Bunları düşünebilmek için psikiyatrist olmamıza gerek yok

Yine de, tek başımıza altından kalkamadığımızı hissettiğimiz an, dışarıdan yardım istemekte tereddüt etmiyoruz.


Evet, tekrar görünür olan porno izleme isteği ancak yorumlanması gereken bir sinyal olabilir. Evet, beliren dürtüler engelden ziyade bir işaret fişeğidir. Öyleyse öncelikle arkanıza yaslanın; korkunun, paniğin ve kaygının ne yeri ne de zamanı!


Aksiyon almamıza, hayatımızın rotasını değiştirmemize yönelik bir sinyal. Öncelikle arkanıza yaslanın; korkunun, paniğin ve kaygının ne yeri ne de zamanı!


Bu bağlamda yeniden beliren dürtüleri asla bir tehdit olarak algılamamalıyız.

Aksine, hayatınızın yolunda gitmediğine yönelik kusursuz işleyen bir uyarı mekanizmasının işaretleridir onlar. Ateşimizin çıkması, belki başımızın ağrıması gibi.

Sadece ateşimizi düşürmeye odaklanmanın (dürtüleri bastırmaya çalışmak gibi) esas hastalığı görmezden gelmek demek olacağını bilebiliriz. Semptomu yok edip, hastalığı tedavi etmekten kaçınmak gibi.


Sonuç olarak, dürtülerinizin yoğun olarak üzerinize saldırdığı bir dönemi tecrübe etmek durumunda kaldığınızda, derhal onları durdurmak, şaşkınlıkla üzerlerine saldırmak yerine (en etkili ağrı kesicileri birbiri üzerine yutmak yerine), bunu bir imkan, bir farkındalık olarak değerlendirin.


Bu dürtülerin amacı ne, size ne söylüyorlar, bu arzuların altında ne gömülü? Dürtülerin nasıl bir rol üstlendiklerini, nelerin boşluğunu doldurmaya çalıştıklarını kavramaya çabalayın. Korkmayın, kaygılanmayın... Durumunuzu insan olmanın bir gereği olarak değerlendirin.


Zihinsel yazılımınızın hayatınızın dengesinin sarsıldığı zamanlarda sürekli bu bağları kuracağını bilin.


Nasıl ki duygulardan öğreneceğimiz şeyler vardır, onlar neyin önemli olduğunu anlamamıza yardımcı olacak bilgiler içerirler; dürtülerin de amaçları, söylemek istedikleri, altlarında gömülü mesajlar bulunur.


Değerleriniz, sınırlarınız, duygularınız, düşünceleriniz, öncelikleriniz.... Neredesiniz, nereye gidiyorsunuz? Hayatınız nereye sürükleniyor.


Boğazımızı sıkan, bizi nefes alamaz hale getirenin alışkanlığımızdan ibaret olmadığı gibi günün sonunda yönetmeniz gereken şey de dürtüleriniz değil, lakin hayatınız.


Yıllarınızı dürtülerinizi kontrol etmeye odaklanarak geçirmeniz ne yeterince etkili bir yöntem ne de mutlu olabileceğiniz bir yaşamın anahtarı.

Dürtünüzü kontrol etmede ustalık kazanın ama esas uzmanlığınız hayatınızı yönetebilmekte olsun. Bunu yapamadığınız müddetçe, gerçek hastalığınızı tedavi etmeyip ağrı kesicilere abandığımız müddetçe, ağrı kesicilerin de yeterince işe yaramadığı bir güne ulaşabileceğinizi pekala bilmelisiniz.


Başardım.

Kötü talihimi yendim.

Alışkanlığım eskide kaldı.

Artık durabiliyorum.

Gücüm yerinde.


Hayır, algılarımız bu akılla şekilllendiğinde yangına körükle gideriz.


Bu kof inanışlar bağımlılıkla ilişkimizi açıklayamaz.


"Başardım!" diyebileceğiniz bir varış noktası boş bir hayaldir, bitmek bilmez bir süreç var önümüzde.


Olması gereken ömür boyu öğrenme, ömür boyu gelişmedir.


Bağımlılığımızdan dolayı kendimizi yerinde dibine batırmak ne kadar problemliyse, bir süredir dürtülerle yolumuzun kesişmemesi veya onları zorlanmadan durdurabiliyor olmamız gerekçesiyle, "kötülükler benden gitti, geçmişime sünger çekebilirim" yaklaşımını benimsemek te bir o kadar problemlidir. Bunların ikisi de yaygın düşünce hastalığımız "ya hep ya hiç" gözlüğüyle hayata ve kendimize bakmamızın neticeleri şeklinde okunabilir.

"Bu işi kotardım, her şey geride kaldı"


Bu cümleleri içselleştirip tekrar ettiğinizde kendinizi nasıl hissedeceğini tahmin edebiliyor musunuz?


Elbette harika hissedeceksiniz.


Nedeni, gelecekte davranışınıza bir daha dönmeyeceğinizi varsaymanız.


Naifliğin alası bir aldanış.


Bunu yaptığınızda da sadece gerçekçi olmayan bir beklentiye sahip olmuyorsunuz, eskiye geri dönüşü tetikleyen bir ruh halini de farkında olmaksızın besliyorsunuz: Doygunluk.


Yeterince muvaffak oldum, yeterince tatmin oldum.


Harika hislerin eşlik ettiği bu doygunluk hali çok süremeyecek, kendinizi pek bir sıkılmış halde bulacaksınız aylar içerisinde.


Yeniliğin heyecanı solunca halen kendinizi iyi hissetmek uğruna duygularınıza aşırı bağımlı olacaksınız.


İliklerinize kadar işlemiş yoğun duygular "ihtiyacı" sizi çekilmez can sıkıntılarına sürüklediğinde gerçek bir sınavla karşı karşıya geleceksiniz.

Halen değerleriniz yeterince olgunlaşmadı, halen hayatınızı yönetebilecek durumda değiller.

Bir şekilde abartılı duyguların eşliğinde sürdürüyorsunuz hayatı.

Duyguların en karakteristik özelliklerinden birisi, belki başta geleni geçici olmaları.

En harika duygular bile.

Bağımlılık dönemi ardında yıkıntılar bırakarak çekip gittiğinde, olumlu duygularla dolu günler sandığınız kadar uzun sürmeyecek, bunu bilin.

Bu halinizden dahi sıkılacak, yenilikler arayacaksınız.

Ufak tavizler, eğlenceler peşinde koşacaksınız.


Davranışa tekrar döner miyim korkusu besliyorsa çabalarınızı, geri dönmeye kurmuş oluyorsunuz kendinizi.

Çünkü motivasyonunuz korkunuzun devamına borçlu varlığını.

Korkunuz biraz olsun hafiflediğinde (mutlaka hafifleyecek) doygunluk hissi ağır basacak ve motivasyonunuz ağır aksak sürebilecek.



Bağımlılığı sona erdirmeye azmettiğimizde kendimizi iyi hissediyor, bu hissiyatla bağ kuruyoruz.

Kurduğumuz bu bağ bizzat olumlu bir değer anlamı taşıyor.

Bir miktar başarı elde ettiğimizde sevincimiz artıyor, iyileşme çabamız daha etkin bir değer haline geliyor.

Hatta hayatımızın temel değeri mevkiine yükselebiliyor.

Ama bir süre sonra bağımlılık ufukta kaybolmaya yüz tuttuğunda, iyileşme mücadelemiz eskisi kadar bize pozitif katkı veremiyor, duygusal olarak bizi beslemez oluyor.

Sonuçta bağımlılığı yönetmekle hayatı yönetmek aynı şeyler değil.

Hayatımızı yönetebilmemize imkan sağlayacak yeni mecraların ve patikaların oluşmasına ihtiyacımız var.

Pozitif duygular toplayabileceğimiz zenginlikten mahrumsak, bir süre sonra iyileşme yönündeki emeklerimiz de yoğunluklarını kaybedeceğinden, işe yarar bir değer kümesinden yoksun kalıyoruz.

Her şeyin özeti, sürekli yeni değerlerle, farklı becerilerle hayatımızı beslemek, sağlıklı yöntemlerle esenlik elde etmeyi sürdürmek... Mücadelemizin tanımı budur.


Sadece "kötü geçmişten kaçınmak" değerini el üstünde tutup, "mutlu bir gelecek kurma" hedefine dudak büktüğümüzde başarı şansımızı otomatikman kırpıyoruz.


İşte işe yarar alternatif yaklaşım:

Son aylarda/son bir yılda aldığım mesafe gerçekten gurur verici.

Sanki ömür boyu bir daha bağımlılığıma ait dürtüler yaşamak zorunda kalmayacak, yaşasam da onlarla kolayca başa çıkabilecek gibi hissediyorum.

Ama hakikat böyle değil.

Geçmişimden gelen duygusal bagajların farkındayım

İçimdeki boşluğun halen dolmadığının hissedebiliyor, ne olduğunu bilmediğim bir takım şiddetli arzuların hasretini duyuyordum. .

Bağımlılıkla mücadele ömür boyu sürüyor.

Kendimi iyileşmiş, böylece menzile ulaşmış biri gibi görmeyeceğim.

Menzile değil yola aşık olacağım.

Ömrüm boyunca eski halimle, bağımlılığımla aramı açmak için fırsatlar yakalamaya çalışacağım.

Bu iş bitti anlayışının beni riske atacağını kavrayabiliyorum.

Sürekli öğrenen, gelişim sağlayan bir öğrenci olmam için sıkı sık tembihleyeceğim kendimi.

 

Çalışma:


Bir konuda iyi olduğumuzu zannettiğimizde hızla otomatik pilot moduna gireriz, bu da kalıplaşmış davranışı pekiştirmekle kalmaz aynı zamanda kayıtsızlığı ve can sıkıntısını getirir


Bir süre sonra hatta çok hızlı bir şekilde yeterlilik duygumuz rehavete dönüşür


"Rahatlığın laneti" üzerimize çöker.


İhtiyacımız olan mücadele ve gelişim hissini ömür boyu canlı tutmaktır.


Bu bağlamda kendi durumunuzu kısaca değerlendiriniz.

15 görüntüleme
1/23
bottom of page