top of page

AFFETME (ALTERNATİF YAKLAŞIM)

Bastırılmış duygular kaçınılmaz olarak istenmeyen şekillerde su yüzüne çıkarlar...


Nefret beslediğimiz, öfke duyduğumuz insanları affetmeye kalkışmamızın sebebi ahlaki bir erdem göstermeye kalkışıyor olmamız değil.


Kulağa havalı gelen, hemen herkesin üzerinde ittifak ettiği bir fazilete ulaşmanın peşinde de olmayabiliriz.


Bizler, belki de bir bağımlılık noktasına ulaşmış, kemikleşmiş bir alışkanlıkla başımızı belaya soktuk ve bu beladan kalıcı olarak kurtulmanın arayışındayız.


Biz affetmek istiyoruz çünkü bunu yapabilirsek kendimizle çok daha barışık olabileceğimizi ümit ediyoruz (böyle bir ezbere sahibiz).


Sadece merhametimizden değil, öz saygımıza her şeyden çok değer vermek durumunda olduğumuz için affediyoruz.


Evet, bunun, zaten muhtemelen yerlerde sürünen öz saygımıza muazzam bir katkı yapacağını, çoğumuzun belini büken duygusal yükü hafifleteceğini varsayıyoruz.


Çoklarına göre affetmenin kendini sevme eylemi olduğunu bildiğimizden bu yola giriyoruz.

Peki ya bu varsayımlar kısmen hatalıysa? Diğer bir deyişle, bazı insanları affetmeye teşebbüs ettiğimizde gerçekten de kendimiz hakkında daha iyi hissetmeyeceksek, sadece hakiki duygularımızın üzerini örtmüş olacaksak?

Affetme faziletinin arkasına sığınarak hissetmeyi kendimize yasakladığımız duyguları hissetmemek için elimizden geleni yapmış oluyorsak?

İşimize yaramaktan çok yolumuza taş koyma yönünde potansiyel etkisine rağmen yine de affetmeli miyiz?

İşte bu dersimizde basmakalıp, ezber bir yaklaşıma (affet; huzura er) meydan okuyup alternatif bir yaklaşıma bir şans veriyoruz.


İçselleştirilmemiş bir affetme teşebbüsünün tek faydasının duygularımızın üzerini örtmek olduğu, böylece öfke ve nefretimizi pekiştirmeye yaradığına yönelik iddiayı de ciddiyetle değerlendirmeye alabiliriz.


Bizi içten içe yiyenin ne öfkemiz, ne kızgınlığımız ne de nefretimiz olmadığını keşfedersek?

Esasında ifade edemediğimiz bilinç altındaki duygularımızın, bastırılan duygularımızın hastalığımıza kapı araladığını öğrenirsek?

Bizi rahatsız edenin gerçek ve yoğun duygularımızın inkarından başka bir şey olmadığını anlarsak.

Kendimizi daha da yaralama pahasına yine de affetmeli, yine de öfkemizi yutmalı mıyız?


İstenmeyen davranışımızın gerçek duygulara giden yolu tıkadığını, bizi çevremizdeki herkese ve her şeye düşmanlaştırdığını bilmekteyiz.


Kızgınlığımızın hatırı sayılır bir kısmının işte bu hastalıklı halden kaynaklandığı şüphe götürmez.


Bir an önce çok daha istikrarlı, abartılı iniş çıkışlardan uzak bir duygu durum kondisyonuna muhtaç olduğumuzdan da eminiz.


Duygularımızı olabildiğince keşfetmek, onlarla yüzleşmek, içimizdeki saklı kalmış duyguların iltihabını boşaltmak istiyoruz.


Bu şartlar altında,


kimlere, bağımlılığınızın hediyesi çarpık algılarla, hak etmedikleri şekilde kızgınlık duyduğunuz, kimlere üstünkörü nedenlerle öfke beslediğimiz dolayısıyla kimleri affedebileceğimiz;

kimler hakkında ise, içimizdeki gerçek duygularla bağ kurup, bu duyguların üzerine örtmeyip, onları bastırmayıp, aksine bu duygularla yüzleşmemiz gerektiği ve sonra kendi iyiliğimiz uğruna ne yapacağımıza karar vereceğimiz tamamen bize kalmış.


"Affet, huzur bul" ezberine meydan okuyoruz.


Belki bağımlıktan muzdarip bir birey olduğumuzdan, kızgınlık duyduğumuz herkesi affetmemiz gerektiğine yönelik genelleştirici naifçe bir yaklaşımdan uzaklaşıp daha rasyonel, seçici, ayıklayıcı bir yaklaşımı ciddiyetle göz önünde bulunduruyoruz.

 

Çalışma:

Adeta bağımlısı olduğumuz alışkanlığa karşı dürtü kontrol süreçlerini yorulmaksızın yönetebilmek adına kendi kendimizle barışık olmaya ihtiyaç duyacağız.


İşte tam da bu yüzden olabildiğince affetmeye meyilli insanlar olmak durumundayız. Belki herkesten daha çok affedici olmak zorunda olan bizleriz.


Buna rağmen hayatımızda öyle insanlar bulunabilir ki, onları affetmeye kalkışmamız, sadece duygularımızın üzerini örtmeye onlara bağımızı kesmeye yarar ki bu bizim için yıkıcı sonuçları olan bir durumdur.


Sizin hayatınızda da bu tip insanların varlığı söz konusu mu?

41 görüntüleme

Comentários


1/23
bottom of page