top of page

OLUMSUZ DÜŞÜNCELER VE DUYGULAR

Artık biliyor olmalısınız, düşüncelerimiz üzerinde kontrol yeteneğimizin bulunduğunu, duygularımızı ise sadece gözlemleyebildiğimizi, iyi ihtimalle onları izole edebileceğimiz iddiasını savunuyoruz.


Düşüncelerimiz kendi haline bırakılamayacak derecede kıymetli varlıklar. Nitekim buna izin verirsek bize fayda verecek konulara ancak üstünkörü yöneliyorlar.


Biz ise onların doğru şeylere uğramalarının fersah fersah ötesinde, doğru şeylere odaklanabilmelerini, o şeyler üzerinde vakit geçirmelerini istiyoruz. Bundan kayda değer faydalar alabilmeyi umut ediyoruz.

Bir yandan bunu yaparken diğer yandan düşüncelerimizin bize zarar verebilecek şeyler üzerinde mümkün olduğunca az vakit geçirmeleri hedefliyoruz. Lakin zihnimiz olumsuzluğa eğilimli olduğundan sıklıkla kendimizi zararlı düşünce kalıpları içerisinde bulabiliriz.


Yine de hatırınızdan çıkarmayın, düşünceleriniz karşısında patron sizsiniz. Siz neyi isterseniz onu düşünebilirsiniz. Bu bağlamda gücünüzün, otoritenizin farkına varın.


Her ne zaman öz benliğimiz hakkında olumsuz düşünceler içerisinde yakalarsak kendimizi, derhal buna bir son vermeyi alışkanlık haline getirmek istiyoruz. Zira bilinçli biçimde içlerinde kendimizi kırbaçladığımız düşüncelere dalmamızın bumerang etkisi yapacağını, bunların aleyhimize döneceğini biliyoruz.


Düşüncelerimizi bir görünüp bir kaybolan, şüpheyle yaklaşılması gereken varlıklar olarak görüyoruz. Aklımıza gelen her düşünceye, "içimizdeki bilgelik pınarından gelen bir mesaj" muamelesi yapmıyoruz.


"Serseri düşüncelerimizi" gerçekler olarak kabul ettiğimizde kendimize çok boyutlu zararlar verebileceğimizin farkındayız.


"Ya hep ya hiç" nitelikli düşüncelere karşı tavizsiziz.


Asla içlerinde kendimiz değersiz bulduğumuz düşüncelerde göz yummuyor, iç dünyamızın oyuncağı olmuyoruz.


Aksine, özünüzde iyilik olduğunu, halen içinizde yaşayan güçlü bir iyilik tohumuna sahip olduğunuzu,

uygun şartlarda bunun hızla yeniden yeşereceğini,


sadece bir hastalık sonucu kendinize dair çarpık bir algı geliştirdiğinizi,


sorumluluk aldığınızda süratle düzelebileceğinizi,


hakkınızdaki olumsuz düşüncelerin tek "faydasının" sizi sorumluluk almaktan alıkoymak olduğunu odaklanarak düşünüp taşının.

Bu düşünce alanında uzun uzadıya vakit geçirin.

Yapması elbette söylemesi kadar kolay olmayabilir.


İlk başta zorlayacak belki, spor salonunda ağırlık çalışmaya başladığınız ilk günler gibi...


Ama bunu başarabildiğinizi tecrübe ettikçe, elde edeceğiniz faydaların büyüklüğüne şahit oldukça adım adım kolaylaşacak.


Olumsuz Duygularımız

Dürtü kontrol derslerinde etraflıca konuşacağız; şayet duygularımızı savuşturabiliyor olsaydık hiçbir davranışı yapmaya zorlanıyor bulmazdık kendimizi. Zira zihinsel yazılım kuvvetini ancak duygular vasıtasıyla ortaya koyabiliyor.


Amacımız duygularımızı izleyebilmek, onların güçlerinin sınırını, gelip gittikleri (geçicilikleri), bize sandığımız kadar zarar veremeyecekleri noktasında bir bilinç elde etmek.

Alışkanlığımız karşısındaki ısrarlı yenilgimizin yarattığı ruh halinden kaynaklanan, üzerimize hücum etmesi muhtemel duygulardan ilk akla gelenler...


öfke

üzüntü

korku

utanç

suçluluk

acı

karamsarlık,

hayal kırıklığı

kaygı

çaresizlik

pişmanlık

can sıkıntısı,

nefret

kafa karışıklığı

yenilmişlik

ümitsizlik

yıkılmışlık

başarısızlık

umursamazlık

güvensizlik

hoşgörüsüzlük

yalnızlık

güçsüzlük



Eğlenceli hiç bir tarafları olmayan tüm bu "kötü" duygulara karşı tek yapabildiğimiz onları hissetmemeye çalışmak, onların üzerlerini örtmek, onları halının altına süpürmek oluyor.


Bu da ne yazık ki sadece zorlayıcı davranışımızı daha da fazla alevlenmesi değil, hayatımıza yeni bağımlılıkların davet edilmesi anlamına da geliyor.


Bu anlama geliyor zira duygularımızı bastırarak onların bilinç altına gömülmelerine ve böylece kişiliğimizin bir parçası olmalarına müsaade etmiş oluyoruz.


Bizim hedefimiz ise duygularımızla yaşamayı ve onlarla savaşmamayı öğrenmek. Duygusal körlüğün çok pahalıya mal olabileceğini en iyi bilenlerdeniz.


Onlardan kaçmamak, aksine "olumsuz" duygularımızla yüzleşmek, bu duyguların zamanla çözülmelerine (etkilerinin hafiflemelerine) şahit olmak.



Duygularımız hakkında kör cehalete sarıldığımız her an bizim için tehlike kol gezmeye başlıyor.


Dürtü kontrol derslerinde, duygularımızın gücünün sınırlı olduğunu aslında bizi davranışa mecbur bırakma yetenekleri bulunmadığını ısrarla savunacağız.


Bugün için ise olumsuz duygularımızı yok saymamamız gerektiğini, kendimizi kötü hissetmenin sandığımız kadar kötü olmadığını, yüzleşilen olumsuz duyguların makul bir süre içerisinde etkisizleştiğini konuşabiliriz.


Bir adım daha ileri gidip sorunun aslında olumsuz duygular olmadığını, bu duygular üzerinden yarattığımız zihinsel acının canımızı yaktığından bahsedebiliriz.


Bize acı veren duyguları net biçimde tasvir edebildiğimizde, onları tanıdığınızda etkilerinin hissedilir biçimde hafiflediğinin altını çizebiliriz.


Aynı şeyi bir daha ifade etmeye çalışalım: korkutucu duygularımızla yüzleşerek ve onları tanımlayarak çoğu kez güçlerini ellerinden almış oluruz.



Israrlı gayretlerimize rağmen bir son veremediğiniz utanç verici davranışlarımız neticesinde kendimizle alakalı olumsuz duygular geliştirmemizin son derece normal, anlaşılabilir ve beklenebilir olduğunu düşünebiliriz.


Alışılmadık bir durumla karşı karşıya değiliz, yaşadıklarımız neticesinde negatif duygular tarafından sarılmamız şaşırtıcı değil.


Kendimizi kötü hissetmemiz gerekiyorsa bırakın kötü hissedelim. Batalım boğazımıza kadar "korkunç" duyguların içerisine. Olabilecek en kötüyü bir görelim.

"Utanç ve suçluluk duygularımızdan kaçıp onları yok mu sayalım?" sorusuna yanıtımız gür bir hayırdır. Utanç ve suçluluk duygularımızı elimizden geldiğince hissedelim, yüzleşelim onlarla. Bunun sağlıksız ve zararlı bir hal olduğunu kim söyledi?


Kişisel utancımızın bulunmadığı bir dünyada hangi bataklıklara sürüklenebileceğimizi öngörebilir miydik?


Sözde olumsuz duygularımız aslında lehimize çalışmadığından emin miyiz?


Bu duyguların son derece normal, sağlıklı ve hatta yararlı olmadığını nereden biliyoruz?


Sağlıksız olan, bu duyguları yok saymak, hissettiklerimizden korkup kaçmaktır belki de.


Duygularımızın farkına varalım, dinleyelim onları. Olabildiğince "şiddetleriyle" geçsinler yanıbaşımızdan ve çekip gitsinler.

Belki de bir süre kendimizi hayli kötü hissetmek bağımlılığımızın yok olması uğruna ödememiz gereken bedellerden biridir. Bu bedeli gönüllü biçimde ödeyelim.

Gerçekleri görmenin acı verdiğini ama bunun geçici olduğunu bilmeyenimiz var mı?


Duygularımızın geçiciliğini ve bize zarar veremeyeceklerini kavramış olmak onlara karşı en büyük silahımız.

Bize zarar verecek olan, ısrarla ve inatla suçlu olduğumuz düşüncesine batmaktır.


Rezil bir insan olduğumuz yalanını düşünmek, düşünmek ve bu yalanın gereksizce büyüyüp bir inanca, bir ön kabule dönüşmesine yol açmak, evet işte budur tahripkar olan.

Modern hayatın duygularımızın yeterince farkında olmamıza ve onları hissetmemize izin vermediğini, olumsuz duygularımızdan kaçabilmek için devamlı bize suni fırsatlar, meşguliyetler, eğlenceler verdiğini biliyoruz. Keza önümüze serilen çeşitli duygudurum düzeltme seçenekleriyle bizi kısa yoldan olumsuz duygularla temas edemez hale getirdiği de malumumuz.


Oysaki her olumsuz duygunun bir faydası, bir işlevi var olabileceğini,

kalıcı olmadıklarından, bu duyguların bize zarar veremeyeceklerini;

onlarla yüzleşmekten kaçınıp durmanın, kısa süren zor zamanlardan kaçınıp kalıcı sıkıntılara katlanmak anlamına gelebileceğini bilmek zorundayız.

Özetlersek,

Düşüncelerimize karşı tüm otoritenin bizde olduğunu, ne istersek onu düşünebilme yeteneğimizin farkına varıyoruz.


Özellikle kendimize ilişkin sadece pozitif düşünmeye odaklanıyor, negatif düşüncelerin zihnimizi kurcalamasına izin vermiyoruz.


Zira kendimiz hakkında olumsuz düşünceleri içselleştirme eğilimindeyiz, bazen bilinçli, bazen bilinçsiz.

Üzerlerinde hiç bir kontrol sahibi olmadığımız duygularımıza karşı ise gözlemciyiz. Negatif duygularımızı hiçe saymıyoruz ama onlardan kaçmıyoruz da.

Savuşturulan duyguların tekrar tekrar kendilerini hissettirdiklerini biliyoruz.

Duygularımızla ne kadar mücadele edersek o kadar da derine batabileceğimizi kendimize hatırlatıyoruz.

Duyguların geçiciliklerini, varlıklarının bir işlevi olduğunu da biliyoruz.

Sözde olumsuz duygularımızı bastırmaya çalışmak yerine onları kabul etmeye yöneliyoruz, öyle ki bastırılmış enerjileri açığa çıkabilsin ve bu duygular zihnimizin içinde sonsuza dek yaşamasın.




"Hissettiğim, hayal kırıklığı..." dersem hiç bir şey anlatmış olmam.

Ben hayal kırıklığının ta kendisiyim hatta kaynağıyım.

Tüm dünyaya, her bir canlıya bu duyguyu taşıyan bir güneşim.

Varlığımın olmadığı bir dünyada hayal kırıklığı da görünmez olurdu.


Bu mu sadece?

Ben utancım, ben öfkeyim, ben rezilliğin dibiyim.

Çaresizlik, pişmanlık ve acı da benim içimden yayılıyor varlık alemine.

İğrenç, aşağılık ve çirkin işleri yapmaktan kendini alıkoyamayan birinden başka ne beklenir ki!


Düşünmeye devam ettikçe korkunç duyguları yaşamıma davet ediyordum.

İçimde sanki onları isteyen dahası onların keyif verdiğini düşünen veya onların beni istediğim yere ulaştırabileceklerine inan bir şeyler vardı.


Bir dakika yaşamınızı sürdüremezsiniz bu zihinsel enkazın içerisinde.

Hiç bir kalp böylesine "dehşet dolu" duyguları kaldıramaz.

Göz göre göre cehenneme girer kapısını içeriden kilitleyebilir misiniz?


"Ölümcül" duygularımı hissetmemek, dikkatimi onlardan uzaklaştırmak ya da toptan hepsini yok saymak için bir şeyler yapmak zorundaydım.

Hayata olabildiğince kayıtsız kalmak dışında zavallı halimle tek bir "çare" bulabilmiştim,

Bir şekilde düşe kalka kendimi idare edebiliyordum.

Zihnim kendi küçük dünyasına gömülüyor, aralıksız bir hayali bırakıp bir diğer hayal ile flört ediyordu. İçlerinde kendimi harika hissettiğim hayaller...

Gerçek yaşamla bir an olsun temas kurmamaya çalışıyor, her şey yolundaymış gibi davranıyordum zira gerçeklere kırgın olmaya bayılıyordum.

Uyuyabilmek için başımı yastığıma koyduğumda kendimi capcanlı hayallerin kucağına atıyordum.

Herkesin hayranlık duyduğu bir futbolcuydum mesela.

Sabah uyanır uyanmaz, birkaç saniye içerisinde Nobel kazanan mutlu bir romancıydım.

Yüzümü yıkarken, iş yerinde herkesin kendisine imrendiği henüz genel müdürlüğe terfi etmiş birisiydim.

Kahvaltımı ederken bir televizyon programında siyasetçilere veryansın eden başarılı bir gazeteci...

Arabamda işe giderken dinlediğim hit şarkıların ya bestecisi ya da şarkıcısıydım.

Asansörde, toplantıda, tuvalette, masamda her anda ve her mekanda mümkün olabildiğince içlerinde kendimi "kaygısız" hissettiğim hayallerin içerisindeydim.

"Korkunç" duygularımdan ancak bu şekilde maharete kaçabiliyordum işte.

"Duyguların dehşet dolu olduğu inancı öylesine yerleşmişti ki içimde, pornografi izleme arzusunu uyandığında , o an tecrübe edebileceğim duygularla yüzleşmemek adına anında harekete geçer, izlemeye koyulurdum.

Bir kaç kez izlememeyi, direnmeyi denemiştim de canavarca duygular kalbimi yerinden sökecekti sanki.


Bir süre sonra işler beklediğim gibi gitmedi.

Kuracak hayal bulamaz olmuştum, hayal stoklarım tükenmiş gibiydi.

Merkez Bankası'nın da başkanlığını yapmıştım, Beyaz Saray'ın da.

Süpermen'e de dönüşmüştüm, Dünya'yı da kurtarmıştım.

Berbat duygularımı hissetmemek için başka işe yarar araçlar bulma arayışına girdim.

Güzel şeyler yemenin işe yaradığını keşfettim. Gerçi hayli kısa sürüyordu ve bedeli ağırdı.

Altı lahmacunu yerken on dakikada, bir yandan da hayal kuruyordum.

Muazzam etkili bir kaçış yoluydu.

Duygularımın üzerini örtmek için bazen ofiste mola vermeden saatlerce çalışıyordum.

Bazen de internet üzerinden sürekli satın alacak bir şeyler arıyordum.

Bulduğum her yöntem bir süre sonra etkisini yitiriyordu.

Artık tükenmiştim.

Öldürücü duygularımdan kaçabilmekten ümidimi yitirmek üzereydim.

Neyse ki hikayenin sonu burada kalmıyor.

Yıllarca çektiğim acılardan, kısa yollarla kendimi uyuşturmamın akabinde "duygularımın hakikatini" görme zamanı gelmişti.


Duygularımı yönlendiremeyeceğimin, kendimi kandıramayacağımın farkına varmam bana müthiş bir rahatlık ve özgürlük sağladı.

Duygularını sansürleme gereği duymadan her türlü duyguyu yaşama özgürlüğünü verdim kendime.

Herhangi bir duygu o anda ne kadar büyük ya da kötü görünürse görünsün ben ondan daha büyüktüm.

Fiziksel acı çekmemin zaman zaman bir işe yaradığını, "kendimi korumayalım sinyali" olduğunu bildiğim gibi, acı veren duygularımın da işe yarayabileceğini öğrendim.


"Acının gelişine izin vermelisin, sana bir şeyler öğretmesine müsaade etmelisin." dedim kendi kendime.

Yıllar boyunca kaçıp durarak, onlara zihnimde gerçekte sahip olmadıkları devasa bir güç vehmettiğimi görebildim.

Üzerlerine gidebildiğimde bana asla zarar veremedikleri, dahası yok olabildiklerini kavrayabildim.

Hiç bir duyguya artık "kötü" etiketi vurmadım , ne hissediyorsam gönüllü olarak kucakladım onu, anlamaya çalıştım.


En önemlisi, dürtü anında bir an bile karşılaşmak istemediğim canavar duyguların, üzerime bir kaplan misali koşanın, aslında yerden bir taş alıp kovalayabildiğim yaramaz bir köpekten başka bir şey olmadığını keşfettim.


 

Çalışma:


Yaptıklarımız dolayı utanç hissediyorsak, bunu önemsiyoruz.

Bunun lehimize, sağlıklı bir durum olduğunu, değerlerimizin varlığınının ve onlarla bağımızın kopmadığının bir kanıtı olduğunu, karanlık ve zor duyguların bir amacının bulunduğunu, bu bağlamda utancımızın da bir işlevi olduğunu biliyoruz. İliklerimize kadar utancımızı hissetmemiz gerekiyorsa bunu yapıyoruz

Asla kaçmıyoruz, bu kötü hissiyatın üzerini örtmeye, onunla yüzleşmekten kaçınmaya çalışmıyoruz.


Bir kaç saat de sürebilir, bir kaç gün de. Bizi öldürmeyecek.


Aksine, duygularımızı öldürdüğümüzde esas kurbanın bizzat kendi esenliğimiz olduğunu kavramaya çalışıyoruz.


Kaçınmaya çalışmak yerine, rahatsız edici olsalar da, hayatımızın faydalı bir parçası olarak kabul ediyoruz duygularımızı.


Hissetmeyi kendimize yasakladığımız duyguları hissetmemek için elimizden geleni yapmayı sürdürdüğümüz müddetçe kendimizi hasta edeceğimizi biliyoruz.


Oldukları anda ve oldukları gibi kabul edilmeyen ve yüzleşilmeyen duyguların çözülmelerin mümkün olmadığını, bunların arkalarında daima bir acı kalıntısı bıraktıklarını öğreniyoruz.


Ne var ki söz konusu olan utanılası işler yapıp duran değersiz bir insan olduğumuzu kafamızda tasarlayıp durmaksa, bu fikri bir sabit haline getirmekse, işte buna asla ama asla kalkışmıyoruz.


Kendimizi davetsizce geliveren rastgele düşüncelerin merhametine bırakmıyoruz.


Utanç hissetmekle, utanç içerisinde bir insan olduğumuz inancına saplanıp kalmanın benzer şeyler olmadığı anlamaya çalışıyoruz.


Büyük hayal kırıklığı yaşıyor olabiliriz. Olsun, yaşayalım.

Bırakalım aksın duygularımız... Kaçacak, korkacak bir şey yok.

Anlamaya çalışalım. Hayal kırıklığımızı besleyen, altta yatan diğer duyguların da farkına varmaya çalışalım.

Bu halde vakit geçirelim, biraz canımız yanacaksa yansın.

Göreceksiniz, çözülecekler ve kaybolacaklar.



Kendiniz hakkında olumsuz düşünceler ve duygular sıklıkla sizin de başınıza bela oluyor mu?


Bozuk plak gibi tekrarlayan aynı olumsuz düşünceler tekrar tekrar aklınızdan geçiyor mu?


Örnekler verebilir misiniz?





84 görüntüleme

Comments


1/23
bottom of page