top of page

ADEM'İN ELMASI

Fikirlerimin pek bir alıcısı olmayacağının farkındayım, ben yine de üzerime düşeni yapayım.


Anlatacaklarım pek bir arkaik görünecek, pek bir "eskilerin masalları" tadında olacak. Olsun!


Her şey çok rasyonel ya, benim eski kafalı nasihatlerim gülünç duracak. Dursun!


Esas konuya girmeden şunu desem bozulmazsınız değil mi? Bu sitede anlatılanlara çok şüpheyle yaklaştım. Sorunun bana göre bir numaralı sebebini göz ardı edip detaylarda boğulmuşlar. Bir de bilip bilmeden konuşup durmuşlar. Şimdi söyleyeceklerime kulak vermeden kimsenin bu beladan sıyrılabileceğine ihtimal vermiyorum.


Uzatmadan, Adem babamıza getireyim sözü. Daha doğrusu onun yasak elmadan yemesine, insanlık tarihinin ilk "haram lokmasına..." (Ne oldu, hemen yüzünüz ekşidi!)


Mübarek ne uğruna yedi, istemeye istemeye mi oldu, hazırlıksız mı yakalandı, alımlı Havva'nın ayartıcı gülümsemesiyle mi niyetini bozdu, iblis horoz kılığına mı girmişti, beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.


Kendisine yasaklanan ağacın meyvesinden tadınca ne geldi başlarına Adem ve eşinin? Yav hemen cennetten kovuldular demeyin Allah aşkına, yer yemez ne oldu diye soruyorum!


Ayıp yerleri açıldı, çırılçıplak kaldılar ve üzerlerini yapraklarla örtmek durumunda kaldılar.


Dikkatinizi çekerim, kendilerine yasaklanmış bir yiyeceği mideye indirdikten hemen sonrasında cinsellikle alakalı bir dert aldılar başlarına.


Leb demeden anladınız mı leblebiyi?


Bu arada hepiniz hor gözle bakmaya devam edin bana, hiç dert etmiyorum.


Ama ben tüm kalbimle inanıyorum; içerisine zulüm bulaşmış bir para insana fena tesir edecek, cinsellik ile irtibatlı hatalara sürükleyecektir.


Kalbiniz ve düşünce dünyanız bitmek bilmeyen aleyhinizde meşguliyetlerle dolup taşar, iğrenç duygular sarar benliğinizi. Ruhunuz köleleşir ve nihayetinde eyleminiz de buna ayak uydurur. Aksi yönde beyhude çabalayıp durmakla kalmazsınız, üstüne üstlük sorununuz daha da karmaşık bir hal alır. Kendi seçiminiz olmayan bir hayatın içinde hapsolmuş gibi kalakalırsınız.


Bakın ben size söyleyeyim, sizlerin durumundaki bir insanın rahata ermesi için kanımca önkoşul, gözünü karartıp "temiz para" seferberliği başlatmasıdır. Titizlikte kılı kırk yarmalı, şüpheli ne görüyorsa terk etmeli, vicdanının tertemiz olduğuna kanaat getirdiği kazançla yetinmelidir.


Bunu yapmadığınız müddetçe emekleriniz zayi olur, hepten kaybedersiniz.


"Haram mı yiyoruz kardeşim!" diye celalleniyor bir tarafınız, tahmin edebiliyorum.


Beni mazur görün, söylemek istediğim bu değil.


Nasıl desem, hissettiğim hayret uyandırıcı bir ilişkinin varlığına dikkat çekmeye çalışıyorum.


Hatta bir histen fazlası benimki, bir kanaat.


Newton'un fizik yasaları kadar hakiki olduğuna inandığım manevi bir yasa. (farkındayım, bu tutarsız cümlem gülünç biri olduğumu kanıtlamaya yeter.)


Demem o ki, kendinize karşı yüzde yüz dürüst olun kazancınızın kalitesini sorgularken. Aldatmadığınızdan, haksızlık yapmadığınızdan, hazıra konmadığınızdan, emek verdiğinizden, hak ettiğinizi aldığınızdan emin olun.


Hemen kestirip atmayın, ne olur!


Gerçekten bir düşünün derim...


Bana içtenlikle inanmadığımız için mi ciddiye almıyorsunuz tavsiyemi?


Yoksa, yoksa ağır bir bedel gerektirmesinden, tüm hayat konforunuzu yerle bir edebilecek olmasından mı?


47 görüntüleme

Comments


1/23
bottom of page