top of page

DUYGUSAL HAMLIK

"Yapmamız gereken son şey ritüelleri durdurmaya odaklanmaktır." dediğimizde bir gerçeğe vurgu yapmış oluyoruz. Alışkanlığımızın sorunun esası değil sadece belirtilerinden birisi olduğunun altını çizen gerçek!

Savaşımızı durabilmeye indirgememiz, hastalığın kendisini değil semptomlarını ortadan kaldırma teşebbüsüne benzerdi.


Çürümüş dişimizi tedavi ettirmeyi değil , sürekli haplarla ağrıyı dindirmeyi yeğlemek misali.


Nasıl ki dişimizin ağrısını ağrı kesici kullanarak geçici olarak yok ettiğimizde tedavi olduğumuzu düşünmüyorsak, yıkıcı davranışımızı hayatımızdan çıkardığımızda da işlerin yoluna girdiğini, şifa bulduğumuzu varsayamayız.


Bugün vardığımız noktada, pornografi alışkanlığımız sadece bir semptomdur. Hayatımızı, daha özelde duygularımızı yönetme becerisinden yoksun olduğumuza yönelik derin bir rahatsızlığın semptomu.

Hastalıklı halimiz yok olmadığı halde, abartılı porno izleme alışkanlığı son bulursa, bu sefer kendimizi duygularımızı yönetebilmek adına apayrı yıkıcı davranışları sergilerken bulabiliriz.


Bağımlılık geliştiren bir birey olarak duygularımızı algılama, deneyimleme ve onları davranışlarımıza yön verirken kullanma şeklimizi masaya yatırmak durumundayız. Eğer bağımlılıktan sağlıklı bir hayata giden yolculuğa çıkmaya azmetmişsek.


Aslına bakarsanız, kendimize iyileşmek yolunda zaman tanıma zorunluluğumuz da tam olarak buradan kaynaklanıyor. İyileşmeyi bağımlı olduğumuz davranışa son vermek olarak algılamıyorsak, daha geniş bir bakış açısıyla, duygularımızı makul yöntemlerle yönetebilmeyi anlıyorsak işte bu kesinlikle zaman gerektiren bir hedeftir.


Her şey bir yana, eğer bağımlılık noktasına yaklaştıysanız, büyük olasılıkla duygularınızı yönetebilme bağlamında bir çocuktan farksız olmalısınız. Yani duygusal toyluktan muzdaripsiniz.


Çekinmeden iddia edebiliriz: Bir bağımlıyı bağımlı eden duygusal toyluktan (hamlık da diyebiliriz) başka bir şey değildir.


"Duygusal toyluk da nedir?" sorusuna vereceğimiz cevapta şu hususlara değinebiliriz.


Duyguları fark etmede ve onları ayırt etmede etkisiz kalmamız, geniş bir duygu dağarcığına sahip olmamamız.


Kararlarımıza, davranışlarımıza her hal altında yoğun duygularımızın yön veriyor olması.

Duygularımızın bilgi değil, talimat taşıdığını zannetmemiz.


Duygularımızın yağıp gürlemesi, onları yoğun-şiddetli biçimde hissediyor olmamız, hatta hayatı duyguların penceresinden görmek zorunda kalmamız, hop oturup hop kalkmamız.


Olumsuz duygularından kaçmak, onların bir nebze üzerlerini örtebilmek amacıyla sağlıksız kısa yolları, yani duygudurum düzeltme seçeneklerini (porno, yeme-içme, para harcama, online oyunlar, sosyal medya ve giderek çoğalan benzerleri) kullanmamız.


Sonuç olarak duygularını sağlıklı yöntemlerle yönetebilme yeteneğinden mahrum kalmamız.


Tam da bu yüzden ardı arkası kesilmeyen krizler yaşamamız, her ne zaman bir duygu yoğunluğu (can sıkıntısı, utanç, stres, öfke...) deneyimlesek "harikalar diyarına" kaçmanın özlemini duymamız.


İş yerinde sıra dışı bir gün geçiren bir bireyin deneyimlediği negatif duygulardan sıyrılabilmek adına akşam evde kendini pornografiye veya abartılı yeme içmeye kaptırması ne demek istediğimizi örnekleyebilir.


Aynı karakterimizin, negatif duygularıyla sağlıklı yöntemlerle başa çıkmasına verebileceğimiz örnekler arasında (pek klişe görünecek olsa da) eşi ve çocuklarıyla hoş vakit geçirmesi, okuması, erkenden yatıp güzel bir uyku çekmesi, bir arkadaşını arayıp dertleşmesi ve benzeri şeyler bulunabilir.



Bağımlısı olduğumuz davranış, yıkıcı sonuçlara yol açabilse de, olumsuz duygularımızdan kaçabilmek bağlamında çoğu zaman etkili bir araçtır. Kendimizi berbat hissettiğimiz anlarda, geçici bir süreliğine de olsa, daha katlanılabilir bir duygudurum haline ulaşabiliriz.


Belki yüzlerce kez duygularımızın üzerini örtmek amacıyla maharetle kullandığımız davranışın ansızın hayatımızdan çıktığı bir dünyada, kendimizi iyi hissedebilmek adına elimizde pek az şey kalmış olur.


İşte bu halde yılların birikimi tüm olumsuz duygularımız üzerimize çullanır. Bu olumsuz duygularla yüzleşebilmeyi, onlarla nasıl başa çıkabileceğimizi bilemediğimizden tonla öfke çağlar içimizden. Sanki sonu gelmeyecek bir endişe ve kaygı sarmalına girmiş gibi oluruz.


Alışkanlığımızın var olmadığı bir dünyaya ilk adımlarımızı attığımızda, diğer bir deyişle yoksunluk periyodunda, maruz kaldığımız, bize korkunç gelen duygularımızın açıklaması kısmen budur işte.


Başa dönersek tüm bunlar neden alışkanlığımıza bir nokta koymayı esas hedef seçmediğimizi, edineceğimiz değerlerle duygularımızı sağlıklı bir şekilde yönetmeyi öğrenmek durumunda olduğumuzu açıklar.


Büyük resme baktığımızda, duygusal hamlıktan kurtulamayan, Türkçesi, altındaki zemin sürekli kayan bir bireyin pornografi kullanma alışkanlığının üstesinden gelmesi tek başına yeterince iyimser bir tablo yaratamayabilir. Bu zaafımız giderilmedikçe bugünümüz kadar geleceğimiz de tehlikededir.


Hakiki uzun soluklu bir değişim ise eğer arzulanan, davranışı durdurabilecek bir dürtü kontrol mekanizmasını başarıyla içselleştirmenin yanı sıra, duygusal olgunluk kazanma da hedef haline getirilmelidir. Bunu başaramazsak kenarına kadar geldiğimiz kuyuya toptan yuvarlanma olasılığı bizi ürkütmelidir.


 

Çalışma:


Duygusal hamlığın işaretlerini kendi üzerinizde de tespit edebiliyor musunuz?


Bu işaretleri hatırlamamız gerekirse:


Duygularını fark etmekte zayıf kalmak.

Duygularını güçlü yaşamak

Gün içerisinde basit seçimlerinde, eylemlerinde (şuurunda olmadan) sıklıkla duygularının etkisinde kalmak.

77 görüntüleme

Comments


1/23
bottom of page